Sayı: 120
Mart
120 . Sayı
Moral Dünyası
MAKALELER

Dostluğun gereklerini yerine getiriyor musunuz?

47.Sayı / Kapak

Peygamber Efendimiz (s.av) hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet günü Allah’ın gölgelendireceği yedi sınıf insandan birisinin de, “Allah için buluşan ve Allah için ayrılan iki kişiden...

#

Dostluğun neresindesiniz? İyi bir dost musunuz? Dostluktan ne anlıyorsunuz? Sizce dostluğun olmazsa olmaz şartları nelerdir? Dostluğun eskilerde kaldığına inananlardan mısınız yoksa dostluğu dipdiri yaşayanlardan mı?

İnsanlar asırlar boyu bu soruları davranışlarıyla cevaplamaya çalışmıştır.

Dostluk terazisi çok hassas olanlar, dostun attığı gülden bile incinirken, “Hoştur bana senden gelen” diyerek dosttan gelen acı-tatlı her şeye göğüs gerenler olmuş.

Kimi, “Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yârim kara topraktır” diyerek sitem ederken çevresine, kimileri, dosttan gelen acıyı tatlı görüp, “bin cefalar eden dostunun sözlerini şirin” bulmuş.

Gönlüne ayna olacak bir dost arzusuyla dolaşıp “Bir dost bulamadım gün akşam oldu” diyerek ah edenlere karşılık, “Dost istersen Allah yeter. O dost ise her şey dosttur” anlayışıyla bütün evreni dostluk kucağıyla bağrına basanlar da yaşamış.

Siz hangi cenahtasınız?

 

Gerçek dostlar hâlâ var mı?

Zaman zaman hayal kırıklığı yaşamışsınızdır. Belki düştünüz, acılar girdabında inlerken elinizden tutan olmadı. Bencilliğin, çıkarcılığın, fırsatçılığın zirvesine şahit olduğumuz bu asırda, “Dostluk eskidenmiş. Şimdi varsa pulun, cümle âlem kulun” diye düşünmüş olabilirsiniz. Ünlü şair Fuzulî gibi:

 

Dost bîvefa, felek bîrahm, devran bîsükûn,

Dert çok, hemdert yok, düşman kavî, tali’ zebun

 

demiş olabilirsiniz. Bugünün diliyle: “Dost vefasız, dünya merhametsiz, devir huzursuz. Dert çok, derdimi paylaşan yok, düşman kuvvetli, talihim zavallı ve çaresiz.” diye dert yanar Fuzulî. Ancak öyle olaylar da vardır ki, size hem insanlığın ölmediğini, hem de dostluğun dimdik ayakta olduğunu gösterir.

Gerçekten de, dostluğun can çekiştiğini gösteren çok vefasızlık, bencillik, kıymet bilmezlik var… Bir ara etrafınızda pervane olanların yüzü de, izi de kaybolmuş olabilir.

Fakat yetersiz de olsa bizleri ümitvâr edecek, hayrete düşürecek belki sevinçten uçuracak olaylara rastlıyoruz. Söz gelişi, dostuna verdiği borcu istemeyi unutup kendisine ödendiğinde şaşıranlar, çok ağır maddî sıkıntı yaşayan bir dostuna kendi hac parasını verip başkasından ödünç almak zorunda kalanlar, fakir olan dostundan kira almayan ev sahipleri, borcundan dolayı malları haczedilen dostunu kurtarmak için evini ve arabasını satanlar, hasta olan dostunun çocuğuna kendi çocuğu gibi bakanlar, 30-40 yıllık dostlarını araya giren bütün engellere rağmen arayıp bulup ziyaret edenler, dostunun ödeyemediğini görünce alacağını tamamen bağışlayanlar da bu çağda yaşıyor.

Bütün bunları görünce, “Demek ki dostluk ölmemiş, sadece dostlar azalmış” diyoruz. Dostluğu yaşatacak, kökleştirecek de, sadece şikâyet değil, iyi dostların sayısını arttırmak olduğundan hepimizin “en iyi dost” yarışmasına katılması gerekiyor.

 

Allah kendisini bize “Dost” diye tanıtır

Rabbimiz Kur’an’da Kendisini “en güzel isimler”iyle tanıtır. Bunlardan ikisi, daha çok “dost” anlamına gelen “Velî ve Mevlâ”dır. Birçok ayette, “Allah iman edenlerin dostudur”, “Dost olarak Allah yeter”, “Sizin dostunuz ancak Allah’tır”, “O ne güzel dosttur”, “Allah’tan başka bir dostunuz yoktur” ifadelerini kullanan Cenab-ı Hak, Kendisinden yardım isterken, “Sen bizim dostumuzsun” şeklinde sımsıcak bir cümleyi kullandırır bize.

Evet, O bizim gerçek dostumuzdur. Çünkü en samimî ve gerçek dostluğun zirve örneklerini bizim üzerimizde uygulayan biricik Rabbimizdir. O bizi, bizden çok sever. Hesapsız ikram ve ihsanlara mazhar eder. Azarlamaz, ayıplamaz, başa kakmaz. Bizimle övünür. Vefalıdır, kulunu sahipsiz, kimsesiz ve yalnız bırakmaz. Asla terk etmez. Acımızı dindirir, hastalığımıza şifa verir, fakirliğimizi giderir. Cömerttir. Hem dünyada ziyafetler sunar, hem de O’nun rızası için yaptıklarımıza yüzlerce, hatta binlerce kat karşılık verir. Hangi dost, bir iyiliğe otuz bin kat mükâfat verir? Hangi dost, milyarlarca dostundan hiçbirini unutmadan gönüllerini yapar, memnun eder?

O’nun kapısı her zaman açıktır, mesai saatleriyle sınırlı değildir. Huzuruna çıkmak için aracıya, sekretere, randevuya gerek yoktur. O öyle bir dosttur ki, bazen sürprizlerle, olağanüstü ikramlarla bizi şaşırtır.

Dahası, kullarını dost edindiği gibi, kullarının da birbiriyle dost olmasını ister. Hiçbir emrinde, “düşmanlık, kin, nefret, ayrılık” yoktur. Sürekli “sevgiyi, kardeşliği, dostluğu, yardımlaşmayı, affetmeyi, vefayı, sadakati, tevazuu, borç vermeyi, paylaşmayı” emreder.

 

Dostlara şehitler ve peygamberler gıpta edecek

Allah için sevmek ve dostluk kurmanın ne yüce bir makam olduğunu Peygamberimizin (s.a.v.) şu sözlerinden anlıyoruz:

“Allahın kullarından birtakım insanlar vardır ki, ne peygamberdirler ve ne de şehittirler. Lâkin Allah katındaki mevkilerinden dolayı, onlara, hem peygamberler, hem de şehitler gıpta edeceklerdir. Onlar, akraba olmadıkları ve maddî yönden hiçbir çıkarları da bulunmadığı hâlde, birbirlerini yalnız Allah için sevenlerdir. Vallahi, onların yüzleri nurdur, şüphesiz onlar nur üzere olacaklardır. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmayacak, üzüldükleri zaman onlar üzülmeyeceklerdir.”

Efendimiz, bu müjdeyi şu ayetle perçinlemiştir: “Haberiniz olsun. Allah’ın velî kulları için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.”

İşte gerçek dostluk, Allah’ın, “Velî” ismine ayna olmak, davranışlarıyla mazhariyetini ilân etmektir. Bu yüzden dostluk kurmak ve gereklerini yapmak büyük ibadetlerdendir. Hadislere göre, hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet günü Allah’ın gölgelendireceği yedi sınıf insandan birisi de, “Allah için buluşan ve Allah için ayrılan iki kişiden her biri”dir. Allah’ı dost kabul edip, emirlerine hakkıyla uyan güzel gönüllü insanlara da “Velî”, yani “Allah dostu” denir.

Dostların dostlarıyla dünyada yaşadıkları olayları, hatıraları birbirine anlatmaları, belki filmlerini izlemeleri Cennetin en güzel nimetlerindendir. Çünkü orada dostlar, karşılıklı koltuklara oturup eski hatıralarını yâd edeceklerdir. Demek ki, hepimiz senaryosunda büyük katkımız olan ve kendimizin en mühim seyircisi olduğumuz büyük bir filmin aktörüyüz. O halde Cennette, bizimle birlikte tüm insanlığın hayretle takdir edeceği muhteşem dostluk örneklerini izlettirmeye var mıyız?

Onlar öyle sahneler olmalı ki, bizler “İyi ki yapmışım” demeli, asla “Keşke yapmasaydım” diye pişmanlık duymamalıyız. O filmin kareleri başta en büyük dostumuz olan Rabbimizi razı etmeli, dostluk âbidesi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) takdirini celb etmeli, tüm müminlerce tebrik ve alkışla karşılanmalıdır.

Dostluk kuran ve dostları için yaşayanları şöyle müjdeler Kutlu Nebî (s.a.v.): “Her kim Allah için bir dost edinirse, Allah da onun için Cennette yeni bir derece yaratır.”

Dostluğa ebediyet ve Cennet buudlu bakarsak, dost için katlandığımız acı tatlı, sıkıntı ferahlık, zahmet rahmet olur. İman ve Kur’an hizmetinin hadimleri arasındaki dostluğun güzelliğini anlatan Zübeyir Gündüzalp şöyle der: “Kardeşten gelen acı tatlı, tokat takdir, tükürük misk ü amberdir.” Bundandır ki, ilmihallerde havsalamızın almakta zorlanacağı şu ifade vardır: “Dostun tükürüğü orucu bozar. Çünkü o lezzet verir.” Bu yüzden Allah dostları, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tükürüğünden bahsederken, “dudağının şerbeti” ifadesini kullanırlar.

 

 

Dostluğun olmazsa olmazları

 

Paylaşın

Dostluğun olmazsa olmaz şartı “paylaşım”dır. İnancı, ideali, hizmeti, ibadeti, duayı, sevgiyi, zamanı, imkânı, mekânı, derdini, sevincini, malını, canını; kısacası meşru olan her şeyi paylaşmanın adıdır dostluk. Hatta dost, paylaştığında büyük hisseyi dostuna verir. Çünkü kendinden çok dostunu düşünür. Karşılığında sadece Rabbin rızasını, dostun duasını bekler. Paylaşmaktan hoşlanmayan veya paylaşmayı bilmeyenler, yağmur adam misali yalnızlığı seçenler dostluk kuramaz, iyi bir dost olamazlar.

 

İrtibatı kesmeyin

Dost, dostun gözü kulağı, eli ayağı, ruhu ve yüreği gibidir. Dostlar, iki bedende yaşayan bir ruha benzer. Dostların olaylara bakışı, değerlendirmesi birbirinin aynıdır. Gözler gibi iki bakar bir görürler. Dost dostunun, derdine, çilesine, sevincine, mutluluğuna, hastalığına, sağlığına, gözyaşına, tebessümüne, sırlarına ve açıkladıklarına şahit ve ortaktır. Bunun için de sıkı bir irtibat, güçlü bir iletişim, mükemmel bir sadakat ve vefa gereklidir.

 

Birbirinizin her şeyi olun

Allah Resulü (s.a.v.), Kur’an’ın zaten kardeş yaptığı Ensar ve Muhaciri birbiriyle eşleştirerek tekrar “kardeş” yapmıştır. İkinci kardeşliğin anlamı, “dostluk”tur; birbirinin “her şeyi” olmaktır. Çünkü, herkes herkesin her şeyi olamaz. Bu ancak bir veya birkaç kişi olabilir. Sahabeler öyle özenilecek bir dostluk yaşamışlardır ki, birbirlerine mallarını, canlarını, izzet ve şereflerini vermekten çekinmemişler, kendileri aç uyuyup akşam yemeklerini kardeşlerine ikram ederek Kur’an’ın şu övgüsüne mazhar olmuşlardır: “Kendileri muhtaç oldukları halde kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşr: 9)

Hatta Yermuk Savaşından sonra yaralıların arasında gezen bir sahabe, ölüm anında, içeceği bir bardak suyu bile kardeşinin içmesini isteyecek kadar vefakâr üç sahabeye şahit olur. Şehadet şerbeti daha erken davranmış, o bir bardak suyu içememişler; ancak ebediyete kadar anılacak eşsiz bir dostluk örneğine imza atmışlardır. Bu ne yüce bir dostluk ki, ömrünün son saniyelerinde bile kardeşini tercihte bir an tereddüt etmiyor.

 

Sahabe hayatını dünyanıza taşıyın

Gerçek dostluk, sahabe hayatını dünyamıza taşımaktır. Onların hayatlarını bir macera romanı gibi okuyup gözyaşı dökmek yetmez. Asıl hüner, bir Bilâl, bir Huzeyfe, bir Mus’ab, bir Cabir gibi davranış sergilemektir. Çünkü onları yücelten, yüce davranışlarıydı. Kimi zaman sahabe hayatına özenip, “Keşke onların yerinde olsaydık” diye iç geçirdiğimiz olur. Oysa bugün de nice kahramanlık, vefakârlık, diğerkâmlık, îsar, feragat örneklerini sergilemek mümkün. Kim sahabeye benzemek isterse, işte meydan buyursun, benzesin!

 

Dostluğun zirvesi: Hz. Muhammed (s.a.v)

Aslında bizim dostluk gereği kabul ettiğimiz nice davranış, sahabelerin öğretmeni için sıradan sayılırdı. Zira dostluğun zirvesini yaşayan Peygamberimiz (s.a.v.), birine borç para vermek, bir ihtiyacını gidermek, bir işine yardım etmek, kendi yiyeceğini bağışlamak gibi güzellikleri, sadece yakın dostlarına değil, bütün mü’minlere uygulayacak kadar yücelerdeydi.

Bunun için sahabeler onu canlarından bile fazla sever, savaşta ona gelen oklara kendilerini hedef ederlerdi. Günümüz insanının bir tane bulmakta zorlandığı candan dostların binlercesi onun etrafında pervaneydi. Çünkü o Yüce Nebi (s.a.v.), her şeyini dostlarıyla paylaşır, her yerde onları anar, gözyaşıyla dualar ederdi.

Demek iyi dostlara sahip olmak için önce “iyi bir dost” olmak gerekiyor. Kim çevresinden hakkıyla dostluk göremediğini söylüyorsa, önce kendi dostluğunu sorgulasın.

 

Dostun çok ise, dostluğa layıksın

Şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz: Kimin can dostu, candan dostu çok ise, o derece dostluğa lâyık bir ulu kişi demektir. Yoksa “Hep dostlarım için fedakâr oldum, hep çıkar için yanıma geldiler, her defasında aldanan ben oldum. Artık kimseye güvenim kalmadı” yakınmasından, hem bencillik, hem de beceriksizlik çıkmaktadır. Çünkü dostu seçmek de, dostluğu sürdürmek de bir sanattır, beceri ve gayret ister. Her tanıştığımız, her hoşlandığımız kişi, iyi bir dostluk kurmaya lâyık olmayabilir. Dostumuz olacak kişi, inancı, ahlâkı, paylaşımcılığıyla dikkat çekmeli, bizim mizacımız ve dünyamızla örtüşmelidir.

 

Neyi, nerede, nasıl yapacağınızı bilin

İyi bir dostluk, neyi, nerede, nasıl yapacağını bilmeyi gerektirir. Dostlarımızın hepsinin seviyesi aynı olmaz. Her dosta eşit derecede fedakârlık gösterilmez. Her dostun bir “başarı karnesi” bulunmalıdır. Bu karnede dostlukla ilgili belki yüz konuda dostunuza notlar vermelisiniz. Davranışlarınızı, toplam puana göre ayarlayın. Bazen bir derste zayıftır, o hususta ihtiyatlı olursunuz, ama başka bir konuda çok iyidir, o alanda rahat davranırsınız. Söz gelişi, sır saklamakta güvenemiyorsanız sırrınızı vermezsiniz, ama borcuna sadıksa sonuna kadar desteklersiniz. Tabi bazen öyle bir iyi özelliği olur ki, hiçbir kusurunu görmez, onun hatırına birçok fedakârlığa katlanırsınız.

İşte bu inceliklere dikkat etmeyen kimseler, ya dost seçiminde hata yapar ya da bir hatasında dostlarını sildiği için hiç kimseye güvenmez. Oysa dostlarımıza hoşgörü, anlayış ve afla davranmak, onları “dostluk karnelerindeki toplam puana göre değerlendirmek” gerekir.

 

İyi dost kötü günde belli olur

Dostluk her zaman lâzımdır. Ancak dostluk ihtiyacı en fazla sıkıntılı günlerde hissedilir. Şefkatli bir dostun tesellisine ve desteğine en çok ihtiyaç duyulan zamanlar, musibet anlarıdır. En yakınların ölümleri, kazalar, afetler ve hastalıkların acısı, ancak dostlarla hafifleşir. Acılı günlerinizde bir veya birkaç dostunuz vardır ki, gölgeniz gibi sizin yanınızdan ayrılmaz.

Dostlar olmazsa Fuzulî gibi şöyle demek kaçınılmazdır:

Ne yanar kimse bana, ateş-i dilden özge,

Ne açar kimse kapım, bâd-ı sabadan gayri

Aslında böyle durumlarda sadece dosta değil, bütün müminlere yardım etmek gerekir. Ancak söz konusu dost olunca yardım ve desteğin, günü, sınırı, zamanı yoktur. Âdeta o musibete siz uğramışçasına paylaşmak, omuzlamak, verici olmak şarttır. Söz gelişi, anne babası, eşi veya çocuğu vefat eden bir dostunuz için cenazeye katılmak, taziyede bulunmak yetmez; onun yanından günlerce ayrılmamak veya sık sık ziyaret etmek, işiyle veya eviyle ilgili yapabileceğiniz görevler varsa yerine getirmek, geri almayı hiç düşünmeden maddî destekte bulunmak, onun acılarını hiçe indirir. Dostun yüreğine düşen acı, sizin yüreğinizi de yakmalı, onu huzurlu ve mesut görmeden asla rahat ve sükûn bulmamalısınız.

 

Dostun sadece kendisiyle değil, çevresiyle de ilgilenin

Dost sadece dostun acısıyla değil, çevresinin bilhassa ailesinin derdiyle de dertlenmelidir. Zira “Bir göz için çok gözler sevilir.” Dostun dostu, sizin de dostunuzdur. Özellikle dostunuzun ölümü durumunda, gerideki ailesine ailenizle birlikte destek olmanız, tam bir vefa ve kadirşinaslık örneğidir.

 

Karşılıksız borç vermekten çekinmeyin

Bugün dostlukla ilgili önemli bir imtihan, borç para alıp verirken görülmektedir. Dostuna borç vermekten asla çekinmeyen, ödeme günü geldiğinde hoşgörülü olan, hatta alacağından vazgeçenler olduğu gibi, dostu ihtiyaç içinde kıvranırken kışlığa yazlık ekleyen ya da lüks araba peşinde olanlar da var. Nice dostlar var ki, yardım isteyen arkadaşına karşı lüks harcamalarına para yetiştirememekten yakınıyor. Böylesi bir vefasızlığa uğrayanlar, “Öyle acındırdı ki, neredeyse ben ona para verecektim” diye acıklı bir espri yapmaktan kendilerini alamıyorlar.

 

Dostunuzu anlamaya çalışın

Dostunuz aldığı borcu geciktirmiş olabilir. Belki defalarca ertelemesi de mümkündür. Borçlu sizseniz, sözünüzü yerine getirmek için çırpının. Ama dostunuzsa, hoşgörüyle onu anlamaya çalışın. Acaba maddî sıkıntısının boyutu, sandığınızdan daha mı büyük? Özellikle işsizlik, iflas, işlerin kesat gitmesi, işe son verilme, yeni yatırımların beklenen neticeyi vermemesi, yeni bir ev veya araba alması gibi durumlarda dostunuzun desteğe, daha çok desteğe ihtiyacı vardır. Hele bu hususta başkalarına dert yanmak, onu ayıplamak, gıybetini yapmak, kendi elimizle dostluk bahçesini yangına vermek gibidir.

 

Sadece maddi değil, manen de yardımcı olun

Dostunuzun apaçık israfı mı var, hesapsız harcamalara mı girişmiş, hatta lüks masrafları mı bulunuyor? Demek ki sadece maddeten değil, istişare ve rehberlikle manen de yardım etmeniz gerekiyor. Peygamberimizin (s.a.v.), “Kim bir mümin kardeşinin sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birisini giderir” müjdesinin önemi böyle zamanlarda daha iyi anlaşılıyor. Belki dostlarınızın bir derdine çare bulmak için çok çırpındınız, belki sıkıntılara girdiniz. Olsun. Sizin niyetiniz halis. Ahiret sıkıntısını dünyada hafif bir sıkıntıyla atlatan, zararda değil, kârdadır.

Dostlarının sıkıntılı zamanlarında onların imdatlarına koşan, her şeyden önce Allah’ın rızasını kazanarak Cennetteki ebedî saadetine yatırım yapmaktadır. Ama doğrudan istemeseniz de bunların dünyaya bakan yönü de vardır. Çünkü kim dostları için seferber olursa, dostları da muhtaç olduğu bir gün onun yardımına koşar.

 

Önemli günlerde de yanında olun

Dostlarımızın bizi en çok aradığı anlar sadece acılı günler değildir. Hac, askerlik, evlilik, sünnet, doğum gibi hayatımızın önemli günleri de dostluğumuzun gücünü test eder. Hacca veya askere giderken sizi uğurlayan, dönüşte karşılayan dostlar, hayatta yalnız olmadığınızı gösterir. Böylesi merasimlere katılmak, gücümüz nispetinde hediye sunmak, yapabileceğimizin en asgarîsidir. Asıl yapılacak olan dostumuzun bugünlerinde bize düşen maddî ve manevî vazife ve hizmeti omuzlamaktır.

Söz gelişi, paraya mı ihtiyacı var? Arabamızla koşturmak mı gerekiyor? Askerde ziyaret etmek ya da yardımcı olabilecek dostlarımızı yönlendirmek mi lazım?

Bize düşen neyse, omuzlamak, dostumuzu rahatlatmak gerekir. Bazen hangi durumlarda nasıl davranılacağını bilemiyor insan. Çünkü dostluk tecrübesi zamanla kazanılıyor. Bu hususta daha hızlı olgunlaşmanın bir yolu, sadece kendi akranlarımızdan değil, aynı zamanda yaşlılardan ve tabiî ki gençlerden de esaslı dostlar edinmektir. Böylece hem yaşlıların tecrübesinden yararlanmak, hem de gençlerin beklentisini keşfetmek mümkün olur.

 

Dostlarınızın beklentilerine cevap verin

Dostların kalbinden geçeni okumak, beklentisine cevap vermek çok önemlidir. Çünkü dost, dostunu hayal kırıklığına uğratmayan, beklentilerine cevap verendir. Dost aynı zamanda çok açık hareketiyle, gerektiğinde bilgi vererek kimi beklentilere niçin yetersiz kaldığını ifade etmelidir. Zira dostluğu korumak için suizan etmemek gerektiği gibi, suizanna sebep olmamak da boynumuzun borcu olmalıdır. Dostunuz, davetine katılmadığınız için size sitem edebilir. Siz söylemezseniz, nereden bilecek geceyi hastanede geçirdiğinizi…

 

Gönül bir dost ister kahve bahane

Dostluk nitelikli bir paylaşım olduğuna göre, sadece derdinizi paylaşırken değil, çok güzel ve özel anları da birlikte geçirmelisiniz. Bunlar bir grup ortak dostla beraber olabileceği gibi çok önemsediğiniz tek bir dostla da olabilir. Mesela, ortada olağan veya programlı bir vesile yokken bile birkaç dakikalık, belki de birkaç saatlik baş başa sohbet ettiğiniz dostlarınız olmalı. Çok özel ve hoş bir mekânda bir kahve içebilir veya tatlı sohbetlerle süsleyeceğiniz farklı bir yemek yiyebilirsiniz. İşte o zaman yıllardır görüştüğünüz, belki aynı çatı altında omuz omuza çalıştığınız bir dostunuzun bilinmeyen yönlerini keşfedeceksiniz. Dertleri paylaşmak hastalığı tedavi ise, bu tür birliktelikler koruyucu hekimlik gibidir.

Tabiî bu tür yemekler evde de olabilir. Bunun için varsa bir vesileyi değerlendirir veya hiçbir sebep yokken bazen bir dostunuzu, bazen de ortak dostlarınızı yemeğe çağırabilirsiniz. Allah cömert insanları sever. Zaten dostluğun önemli bir özelliği de bol bol ikram etmektir. Belki de olumlu etkilerinden dolayı hesap sorulmayacak üç yemekten birisi de “arkadaşlarla birlikte yenen yemek” şeklinde rivayet edilir.

 

Hediyeleşin

Eğer dostunuz önemsiyorsa doğum günü ve benzer özel günlerine duyarlı olmak, hediye, ikram ve jestler yapmak onun gönlünü fethetmenize yarayacaktır.

Aslında hediye ve ikramlar için belirli günleri ve programları beklemeye gerek yok. Dost dediğin biraz da romantik olmalı. Nedir romantizm? Hiç beklenmedik anda sizi şaşırtan, sevinçten kanatlandıran jestler, sürprizler, duygu yüklü ve olağan dışı davranışlar değil mi? Hemen herkes dostunun hoşuna gidecek sürprizler yapabilir. Bunun için para ve imkânın çok olması gerekmez.

Sevgi ve özenle hazırlanmış bir ev yemeği de pekâlâ lüks bir lokanta kadar memnun edebilir. Kim bilir, bir dostunuza ikram edeceğiniz kâğıt helva veya elma şekeri onu çocukluğuna götürerek hayal dünyasında benzersiz bir seyahat ettirecektir. Eğer varlıklıysanız, yeni evlenen fakir bir dostunuza hoş bir beldede birkaç günlük balayı rezervasyonu yaptırdığınızı müjdeleyebilirsiniz. Bir kış akşamı yolculuktan dönen dost ve komşunuzun evine sımsıcak yemek göndermeniz de hoş bir sürpriz değil midir? Dostunuza özel yazacağınız bir şiir veya dörtlük, yıllardır dolaşan kalıp ifadeler yerine kendi imal edeceğiniz duygu yüklü bir cep mesajı onun dünyasında silinmez izler bırakabilir.

Jestler sadece maddî olmaz. Dostunuzun bir derdi veya isteği için kıldığınız hacet namazı, okuttuğunuz tefriciye hatmi, yaptığınız dualar da en güzel sürpriz değil mi?

Duygusal değil ama duygu yüklü olun

Dostluk, duygusal değil, ama duygu yüklü olmalı. Dostlukta yerine göre karşılıklı iltifatlar, takdirler, teşekkürler, gönül almalar olduğu gibi, sitemler, alınganlıklar, kıskançlıklar da olabilir. Usta bir dost, olumlu olumsuz tüm duygulu davranışları iyi okuyan, iyi yorumlayan ve iyi karşılık verendir.

Bir yerde okuduğum 20 “unutulmaz dostluk hatırası”nın 18’i hanımlardan, sadece iki tanesi erkek okuyuculardan gelmişti. Belki de erkeklerin bir kısmı yazmaya fırsat bulamadı veya paylaşmak istemedi diye düşünebilirsiniz. Ancak böyle bir düşünce bu büyük farkı açıklamaz. Demek ki, duygusu yoğun olan hanımlar, şefkat, sevgi ve diğerkâmlık gerektiren dostluk örneklerini daha çok sergiliyorlar. O halde biz erkeklerin içimizdeki duyguları davranışlarımıza daha çok yansıtmamız gerekiyor.

 

Kur’an ve sünnet ışığında dostluğunuzu gözden geçirin

Aslında bir vefa, sadakat ve dostluk abidesi olan Bediüzzaman Hazretleri’nin şu sözü, dostluk adına kazanmamız gereken maddî ve manevî birçok üstün niteliği özetlemiyor mu:

“Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder.”

Demek ki, dostluğu zirvede yaşamak için dört mükemmel özelliğin dört güzel nitelikle birlikte en üst seviyede olması gerekiyor.

Ne dersiniz?

Kur’an ve sünnet ışığında “kendi dostluğumuzu ve dostluk ilişkilerimizi” gözden geçirelim mi? Önce nasıl bir dost olduğumuzu belirleyip sonra da “en güzel dost” olmak için yeni bir değişim ve gelişim faaliyetine girişelim mi?

 

İyi bir dost olmanın püf noktaları

 

 Dostluk kurmakta yetersizseniz, iyi dostluk kuranları taklit etmeye çalışın. Onların tanışma, iletişim ve ilişkilerini iyi gözlemleyin.

 Dostlukta tatlı dil, iltifat ve güler yüzün büyüleyici bir etkisi vardır. Bunları tam başaramıyorsanız, önceden plân ve egzersiz yapın.

 Her dost aynı mizaçta olmaz. Duyguları, beğenileri, tercihleri farklıdır. Onların dünyasına girip ilgilendikleri alan üzerinde yoğunlaşın. Bir derdi varsa paylaşın, yardımcı olun. Dostlarınızın çevresi ve ilgi alanı hakkında da bilgiler edinin.

 Hızlı hayat temposunda dostlarınızı unutmamak için ara sıra telefon veya adres rehberinizi gözden geçirin. Uzaklardaysa bir telefonla bile halini hatırını sorun.

 Eğer dostlarınız çoksa onların doğum, ölüm, düğün, askerlik, hac ve benzeri durumlarını izlemek için ajandanıza notlar alın.

 Dostlukları canlı tutmak için hiç sebepsiz yere ortak dostlarınızla bir araya gelip muhabbet edin. Unutmayın ki, “Zamanım yok” iddiası televizyon mahkûmlarının bir palavrasıdır.

 Yeni bir dostunuzu kısa zamanda dost çevrenizle tanıştırın. Böylece kendi haline bırakılsa yıllarca sürecek bir tanışmayı kısa zamanda gerçekleştirin ki, yaşanacak güzel anlar ertelenmesin.

 Bazıları diliyle çok kırıcıdır, ama hemen pişman olur. Bu durumda hiç değilse özür dileyerek gönlünü almak gerekir.

 Eğer mensup olduğunuz bir cemaat, ekol, fikir hareketi varsa, diğer din kardeşlerinizden de dostlar edinmekten çekinmeyin.

 İnsanları tanımanıza ve yeni dostluklar kurmanıza vesile olacak öğrencilik, askerlik, yolculuk, hac, tatil ve benzeri durumları iyi değerlendirin. “Keşke adresini ve telefonunu alsaydım” dememek için gereğini zamanında yapın.

 Gerçekten çok yoğun olduğunuz için ilişkilerde yetersiz kalmışsanız, hiç değilse karşılaştığınızda özür dileyip ihmal etmediğinizi belirtin.

 Dostunuzun mektup, mail, telefon ve mesajlarına mutlaka cevap verin.

Sık sık telefon numaralarınızı değiştirmeyin. Hiç değilse biri sabit kalsın ki, sizi arayan dostlarınız bulabilsinler.


Okunma Sayısı : 666
Yazarı : Cemil Tokpınar

Etiketler:

ABONE   GİRİŞİ
Kullanıcı Adı
Şifre
Moral Dünyası Yeni Üye
Moral Dünyası Üye Girişi
EN  ÇOK  YORUMLANANLAR