::MORAL DÜNYASI::
 

Ana Sayfa    Yazarlar    Arşiv    Hakkımızda    Abone Servisi    İletişim

MORAL FM CANLI YAYIN
 
 

 
Talha Uğurluel | Sayı: 57 |  01.12.2008
MEDİNE


Efendimiz’in (s.a.v.) izinde Medine

 

Hac, insanın hem bedeni, hem imkânı ile birlikte yaptığı çok önemli bir ibadet... Peki, bir kişi haccı nasıl yapmalıdır? Gaflet içinde yapılanı da vardır, titreyen bir kalple, pırıl pırıl bir hissiyatla gerçekleştirileni de. Bu kutlu beldelere gittiğimizde, açık bir zihinle, dolu dolu bir hissiyatla ibadetlerimizi gerçekleştirmenin yollarından biri de Efendimiz’in (s.a.v.) izinden gitmektir.

 

Yine mukaddes bir yolculuğun kapısındayız. Yine kalplerde taptaze bir heyecan var. Gidenler adeta yerlerinde duramıyorlar, arkada kalanlar ise “Acaba bir gün bize de nasip olur mu?” beklentisi içindeler. Evet, İslam’ın beş şartından biridir hac. Adeta bir haşir senaryosu canlandırılıyor orada. Hacdan sonra insanlarımızın en çok rağbet ettiği bir diğer bedeni ibadet ise umredir. İnsanın hem bedeni, hem imkânı ile birlikte yaptığı çok önemli iki adımdır bu ibadetler.

Peki, bir kişi haccı ya da umreyi nasıl yapmalıdır? Elbette ki bunun pek çok cevabı olabilir. Biliyorsunuz, bir “fetva” vardır bir de “takva.” İnsanlar mertebe mertebe olduğu gibi ibadetler de öyledir. Gaflet içinde yapılanı da vardır, titreyen bir kalple, pırıl pırıl bir hissiyatla gerçekleştirileni de.  

          Peki, bu kutlu beldelere gittiğimizde, açık bir zihinle, dolu dolu bir hissiyatla ibadetlerimizi gerçekleştirmenin yolu nedir? Bence bu sorunun cevabını sahabenin hayatında aramak lazım... Acaba onlar nasıl bir hac ve umre gerçekleştiriyorlardı?

          Sahabenin Efendimiz’e (s.a.v.) çok farklı bir bağlılığı vardı. Hayatlarını, O’nun getirdiği değerleri yaşamaya ve yaşatmaya adamış bu hayırlı topluluk aynı zamanda müthiş bir izleyici ve tatbik edici yapıya sahipti. O’nun (s.a.v.) ağzından çıkan hemen her şeyi muhafaza ettikleri gibi, hal ve hareketlerini de izliyor ve en ufak bir kareyi bile kaçırmamaya çalışıyorlardı. Sanıyorum bugünün teknolojisi o günlerde olsaydı Efendimiz (s.a.v.) için bir kamera kurdurur, tüm hal ve hareketlerini kayıt altına almaya çalışırlardı. Çünkü O kutlu Zat’ın (s.a.v.) en küçük bir parmak oynatışında bile bizim için öğütler ve dersler vardır. O, hiçbir işini öylesine yapmazdı.

 

Peygamber’in izindeki ibn-i Ömer

          İşte bu anlayıştan dolayıdır ki sahabe, yaşantılarının büyük bir kısmını Efendimiz’i (s.a.v.) takibe ayırmışlardır. Bu amaçla mesleğini bırakanlar, evinden ayrılıp Suffe’de (Mescid-i Nebevi’nin bir köşesindeki Asr-ı Saadet okulu) ikamet etmeye başlayanlar bile vardı. Bazı sahabeler bu hayırlı takipte diğerlerini geride bırakacak kadar önde gidiyorlardı. Bunlardan biri de Hz.Ömer’in oğullarından biri olan Abdullah bin Ömer idi. Zaten O’nun döneminde bir kişi diğerine “İbn-i Ömer’i gördün mü? (Ömer’in oğlu)” dediğinde herkes onun kim olduğunu bilirdi. Çünkü O, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünnet çizgisinden bir nebze bile sapmayan Abdullah ibn-i Ömer idi. 

          Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) izinde hac ve umre başlığı altında sahabenin bu konudaki hassasiyetini anlatmakla işe başlamamızın sebebi, onların da hac ve umrelerinde Efendimiz’in (s.a.v.) izini sürerek bu ibadeti gerçekleştirmeye dikkat etmelerinden kaynaklanmaktadır. Hayatlarının her bir köşesinde olduğu gibi bu önemli ibadetlerde de O’nun yaptıklarını ölçü olarak görmektedirler.

          Yazımıza Abdullah ibn-i Ömer ile devam etmemizin sebebi ise bu konuda en hassas sahabelerden birinin o olmasıdır. Neredeyse tüm hayatını Efendimiz’i  (s.a.v.) takibe adayan bu kutlu insan hem ciddi bir iz sürmüş hem de ömrüne bu yaşantıyı tatbik etmeye çalışmıştır. Onun bu hassas yaşantısını bilen sonradan gelenler ise devamlı onun yaşantısını takip etmişler ve sık sık anlam veremedikleri davranışlarının arkasındaki hikmeti sorarak onun hal ve hareketlerinin kaynağı olan Nübüvvet endeksli yaşantıyı kavramaya çalışmışlardır.

 

          Peygamber’i takipteki hassasiyet

Abdullah ibn-i Ömer, bir gün hac sırasında Arafat’ta Cebel’ü Rahme’nin kenarındaki bir taşın üzerine oturup biraz dinlenecek, hemen yanına gelen bazıları, neden burada oturduğunu soracaklar, o da, “Efendimiz Veda Haccı’nda vakfe sonrası burada biraz oturup dinlenmişti, ben de bu nedenle burada oturdum.” diyecektir. Yine bir başka gün kervanla bir yere giderlerken kervanı durdurup ilerideki tepenin başındaki ağacın yanına kadar gidip gelecektir. Merak içinde kalan kervandakiler neden oraya gittiğini soracaklar ve tahmin ettikleri cevabı alacaklardır: “Bir defasında buradan geçiyorduk ve Efendimiz oraya gitti ve geldi.”

 

          Silinmez izler: Mescidler

          İşte bu duygu ve düşünceden dolayıdır ki, sahabe, hac ve umre ibadetlerinde de O’nun (s.a.v.) izini sürmüş, yaslandığı ağaca yaslanmaya, su içtiği çeşmeden su içmeye ve adımını bastığı yere yüz sürmeye çalışmışlardır.

          Yaptığımız araştırmalarda Efendimiz’in (s.a.v.) izini belirten binin üzerinde tabela olduğunu görüyoruz zamanında. Zamanında diyorum çünkü ne yazık ki bugün O kutlu izi bize anlatacak bu izlerden bir elin parmakları kadarı ancak kalabilmiştir. Sahabe bu hassasiyetle takip etmiş ve yerlerini hafızalarında tutmuş, arkalarından gelen tabiin de bu izlerin üzerine tabelalar çakmıştır. Tabi bu tabelalar bizim bildiğimiz manada tabelalar olsa ard niyetli biri gelir ve söker, bu izler de kaybolurdu. Yeri en sökülemez tabelalar “mescid”lerdir. İşte Halife Ömer bin Abdülaziz gibi zatlar bu mübarek izlerin üzerine mescidler inşa ederek bu izlerin kalıcılığını sağlamışlardır. Yine yapılan araştırmalara göre Efendimiz’in (s.a.v.) izleri üzerine en çok mescid inşa edenlerden biri de dünyanın eşi az bulunur sultanlarından biri olan Ömer bin Abdülaziz’dir. Bu hassas hizmetine Medine Valiliği döneminde başlayacak ve bugün Türkiye’mizin 48 katı büyüklüğündeki ülkesini yönetirken de bunlara devam edecektir.

 

          Mukaddes izler

          Öncelikle onun valilik yaptığı ve Efendimiz’in (s.a.v.) duasına mazhar olan şehir Medine’den başlayacak olursak her bir köşesi O’nun (s.a.v.) izleri ile süslüdür. O’nun (s.a.v.) mescidi ve evi olan Mescid-i Nebevi’yi başlangıç noktası olarak alırsak sadece içindeki sütunlarda bile nice hatıra saklıdır. Efendimiz’in (s.a.v.) her Ramazan’da itikâfa çekildiği Serir Sütunu’ndan, gelen heyetlerle görüştüğü Meşveret Sütunu’na, yakınında yapılan duaların reddedilmediğine inanılan Hz. Aişe Sütunu’na kadar her yerde bir hatıra gizlidir. Mübarek saçlarını Aişe annemiz yardımı ile yıkadığı yere, bir hurma kütüğüne yaslanarak nerede hutbe irad ettiğine ve sahabeye hangi mekânda durarak namaz kıldırdığına kadar nice iz ve süs orada hâlâ durmaya devam etmektedir.

          Mescid’den azıcık kapıya doğru yönelseniz, 21 nolu kapının yakınında sizi 1400 yıllık bir kuyu karşılayacaktır. “Sizler sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe hakiki imana ermiş olamazsınız” ayet-i kerimesini duyar duymaz en sevdiği ağaçlar ve “Bir’u Ha” kuyusunun da bulunduğu bahçeyi bağışlayan Ebu Talha’nın o güzel eseri hâlâ orada durmaya devam etmektedir.

Mescid’ten dışarı mı çıktınız? 40 adım kadar ilerinizde “Mescid’ül Gağame” (Bulut Camisi) ile karşılaşırsınız. Efendimiz’in (s.a.v.) sahabeye Cuma ve bayram namazlarını O’na gölge veren bir bulutun altında kıldırdığı mekân. Yanında Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali Efendilerimiz’in sahabeye imamet ettikleri mekânlar...

Hz. Ömer mescidinin yakınlarında, bugün postane binasının bulunduğu yerde Bilal-i Habeşî Hz.’nin evinin olduğunu biliyoruz. Biraz beride Efendimiz’in (s.a.v) uzun secdeli namaz kıldığı ve namazının sonunda "Cebrail gelerek bana Allah Teâlâ'nın ‘Ey Muhammed! Sana bir salâvat getiren kişiye ben de salâvat getiririm. Kim sana selam verirse ben de ona selam veririm’ buyurduğu müjdesini getirdi. Bunun için ben de şükür secdesine kapandım" dediği kutlu yerleri... Her bir köşede nice kuyu size o günleri hatırlatır.

Sultan 2. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Hicaz Demiryolu’nun son istasyonu olan Medine İstasyonu içindeki “Sukya Mescidi”, aslında adını Efendimiz’in (s.a.v.) Bedir Harbi’ne giderken ordusunu konaklattığı ve bizzat kendi elleri ile su dağıttığı kuyudan almıştır. Sonrasında Hz. Ömer yağmur duasına Efendimiz’e (s.a.v.) hürmeten burada çıkacaklardır.

Eğer umreye gelen bir grup olarak önce Medine’ye geldiniz ve oradan Mekke’ye gidecekseniz son gün otellerinizden ihramlı çıkarsınız ve doğruca Mikad Mescidi’ne gidersiniz. Umrenize oradan başlarsınız. Bir kez daha yolunuz buralara düşerse lütfen bu mescidin arkalarındaki “Bir’u Ali” mevkiini görmeden geçmeyiniz. Çünkü burada bizzat Hz. Ali’nin kendi elleri ile açtığı altı adet kuyu bulunmaktadır. Medine’nin kuraklık yıllarında Hz. Osman, Uhud yolunda hâlâ durmakta olan kuyuları satın alıp insanlık adına infak ederken imkânları çok dar olan bu güzel insan “Benim de gücüm ve kuvvetim var” dercesine eline kazmayı alarak buraya gelmiş ve burada altı tane kuyu açmıştır.

Biraz ileride sizi Akik Vadisi karşılayacaktır. Efendimiz’in (s.a.v.) nice hatırası ile dolu olan bu mekân O’nun (s.a.v.) nice geceler ikamet ettiği ve Rabb’isine yöneldiği bir yerdir. Hele bu vadide zamanında bir Semure ağacı vardır ki, Efendimiz genelde ibadetlerini hep bunun altında eda ederdi. O’nun (s.a.v.) vefatı sonrasında Abdullah bin Ömer sık sık buraya gelir ve bu ağacı sulardı. Neden suladığı sorulduğunda da Efendimiz’in (s.a.v.) buraya hürmetini anlatır ve ömrü oldukça bu ağaca bakacağını ifade ederdi.

 

          Efendimiz’in (s.a.v) büyük inceliği

          Medine’de Efendimiz’in (s.a.v.) izi bitmez ki... Çünkü burası O’nun şehridir. Çünkü burası O’nun duasına mazhar olmuş şehirdir. Yine kendi ifadeleri ile Hz. İbrahim Mekke için, kendileri de Medine için dua buyurmuşlardır. Huneyn Gazası sonrasında ganimetler dağıtılırken yeni Müslüman olan Mekkelileri teşvik için onlara biraz fazlaca dağıtıldığında, buna bazı Medineli gençler bozulmuş ve “Hz. Muhammed (s.a.v.) kabilesini buldu” vb. gibi sözler sarf edince tüm Medinelileri bir araya toplamış ve “İstemez misiniz ganimet onların Muhammed (s.a.v.) sizin olsun?” diye sormuştur.

          “Medine” deyince akla ilk gelen yerlerden biri de şehir yakınlarında cereyan eden Uhud Harbi’dir. Aynı zamanda büyük bir askeri deha olan Efendimiz’in (s.a.v.) bu yönünün de temayüz ettiği bu savaş öncesinde de biz O’na ait güzellikleri tefekkür etmeye devam ediyoruz. Ordu, Medine’den hareket etmiştir. Bugün artık büyüyen şehrin içinde kalan Şeyheyn denilen yerde konaklarlar. Orduya çocuklar da karışmıştır. Efendimiz’in (s.a.v.) derdi onları geri yollamaktır. İşte burada konaklamalarının bir sebebi de budur. Ama nasıl? O minicik yüreklerindeki heyecanları ile kılıç kuşanmış bu minikleri üzmeden nasıl geri göndereceklerdir. Hadiseyi Hz. Ömer’den dinleyelim:

          “Efendimiz (s.a.v.) Ebu Said’in yanına yaklaştı. (İleride Ebu Said El Hudri olarak adlandırılacak olan, döneminin en büyük hadis âlimlerinden) “Ya Ebu Said ne iyi yaptın da geldin” dedi. “Ama Medine’de korunması gereken kadınlar var, çocuklar var. Onları da korumak önemli değil mi?” Hz.Ömer bundan sonrasını şöyle anlatıyor. “Ebu Said yeni aldığı vazifenin heyecanı ile gerisin geriye dönmüş, kumlara bata çıka Medine’ye doğru koşmaya başlamıştı. Arkasında minik ayak izleri bırakıyordu. Bir de arkasında uzun bir çizgi bırakarak gidiyordu. Çünkü beline taktığı kılıç yere sürtünerek gidiyordu.”

          İşte Asrı Saadet, İşte İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz (s.a.v). Bugün insanlığın O’na her şeyden daha fazla ihtiyacı olduğunun bir göstergesi olan muhteşem bir tablo! Minicik bir çocukla bile, hem de günümüzden 1500 sene önceki bu diyalogu görünce O’ndan daha öğrenecek ne kadar çok şeyimiz olduğunu anlıyor ve bu mukaddes izi sürmemizin ehemmiyetini iliklerimize kadar bir kez daha hissediyoruz.

 

Bu makale 1272 defa okundu.

 
 
 

 BÖLÜM ARŞİVİ

 » MEDİNE 
ARŞİV:

ABONE SERVİSİ

Telefon
0212 652 76 66
Faks
0212 652 76 69
E-mail
abone@moraldergisi.com

SON DAKİKA

 

 

Moral Dünyası Dergisi
Sanayi Caddesi Bilge Sokak No:2 Yenibosna - Bahçelievler/İstanbul
e-mail: moral@moraldergisi.com - Tel: 02126527666 - Fax: 02126527669
design by Nesil İnternet