Şikayet Edilen Diziler
Evlilik programı mı servet avcılığı mı?
Evlilik programları ekranda patlama yaptı. Peki, bu kadar kişi, stüdyolara hücum ediyor, aday belirledikten sonra, ne yapıyor?
Evleniyorlar!
Bazı adaylar işi “rant”a bile çevirmiş.
Misal, yaşlı bir kadın, evlenmeye yakın, sadece dişlerini değil, kredi kartı borçlarını koca adayına ödetiyor. Sonra bir bahaneyle arayı bozuyor ve evlenmekten vazgeçiyor… Adam stüdyoda bastonunu kaldırarak kadından şikâyetçi olsa ne gam, ihtiyardır deyip gülüp geçiyorlar. (Su Gibi, Fox TV)
Gelelim, böyle programlarda tanışıp evlenen daha sonra da “boşanamayan”lara?
Daha bir ay bile dolmadan soluğu mahkemede alan çiftler var. 72 yaşındaki bir bay ve bayan evlendikten sonra mahkeme kapısını aşındırmaya başlıyor. Başvuru sonrası, taraflardan biri mahkemeye bile gelmiyor. (Sabah)
Gazete bu tür vakaların tek tek isimlerini yazmış. Ayrıntılara girmeyeceğiz… Dememiz o ki, ekranın cazibesine kapılıp kısa zamanda evlenenler, gerçek mutluluğu bulamıyor. Dahası, bu tür programlar yeni bir rant kapısını aralamış oluyor:
Servet avcılığı!
Zaten ayıp, tanışırken başlıyor. Nasıl mı? Birbirlerinin “mallarını” soruyorlar, “Bana bakabilir misin?” diyorlar. Hiç kimse “huyunu” sormuyor, insanî ilişkilerini merak etmiyor. Eğer malı mülkü, bağı bahçesi varsa “tamam” diyor, ertesi gün evlenme hazırlığına giriyor.
İnsan sadece maddeden ibaret değil oysa. Eğer sadece maddi çıkarları ile evlenme hazırlığına giriyor ise zaten o işin içinde menfaat beklentisi olduğu ortaya çıkıyor ve birbirlerini tanımayan bu çiftlerin evliliği kısa zamanda bozuluyor. Maya tutmuyor yani.
Evliliğe “müessese” adı verilmesi yaşadığımız toplumda evliliğe nasıl bakıldığını çok açık gösteriyor. Daha evlenmeye karar veren kişilerin henüz evliliğin başlangıcında birbirine güvenmiyor olması korkunç bir durum… Sırf birbirinin çıkarı için evlenmeye çalışanlar zaten uzun ömürlü olmadan bu evliliği bitiriyor. Kadın her an aldatılma yahut terk edilme korkusu yaşarken, erkek de çıkarları için karısının kendisini maddi olarak değerlendirdiğini düşünür. Bu durum, her iki tarafın ruh sağlığını bozmak için yeterli bir sebep.
Dolayısıyla bu tür programlar hem mutsuzluğu beraberinde getiriyor hem de “servet avcılığı” kapısını aralıyor.
Lafı fazla eğip bükmeden, konunun özüne inelim.
Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayetle Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyuruyor:
“Bir kadınla dört özelliği ile evlenilir; malı, soyu, güzelliği ve dini için… Siz dindar olanını seçin.”
Efendimiz (a.s.m.), eş seçiminde dikkate alınan dört unsuru zaten belirtmiş. Güzelliğin, zenginliğin ve soyluluğun hem geçici hem de olumsuz didişmelere sebebiyet verdiğini yaşadığımız toplum hayatı ispat etmiştir. “Dindarlık” bütün beşerî ve dünyevî özelliklerin özünde ve ötesinde her türlü şart altında faydası görülecek ve kendisiyle mutlu olunabilecek bir vasıf olduğunu ispat etmiştir. Dindar eş ve aile bazılarının sandığı gibi, sadece sıkıntılı zamanlarda değil, mutlu ve sevinçli zamanlar için de aynı derecede gerekli ve geçerlidir.
Evlilik bir servet avcılığı değildir.
O niyeti taşıyanlar zaten maksadının aksiyle tokat yemeye mahkûmdur.
Şikâyet edilen diziler
Geçen ay RTÜK’e 6 bin 247 şikâyet başvurusu yapılmış. Yüzde 35 oranla en fazla şikâyeti yerli diziler almış. Yüzde 9’unu “eğlence programları ve reklam kuşakları...” Yüzde 8’ini direnç yarışmaları… Yüzde 7’sini güncel programlar, yüzde 6’sını ise kuşak programları ve haber bültenleri oluşturmuş.
Garabete bakın: Bir yandan yerli diziler çok izlenirken, diğer yandan da en çok şikâyet edilen, veryansın edilen programlar arasında gösteriliyor.
Hem ağlarım, hem giderim hesabı.
İlk sırayı Aşk-ı Memnu (Kanal D) alıyor. En çok şikâyet edilen dizi... Gözlerini kırpmadan izleyen, her sahnesini ezberleyen bir kitle var. Geçenlerde diziyi kaçırmadan izleyen bir hanımefendiyle konuşuyordum. Acımasızca eleştiriyordu. “Hem yozlaşmadan bahsediyorsun, hem de izliyorsun” dediğimde, “Ben modayı takip etmek için izliyorum. Biliyor musunuz, diziyi ev dekorasyonu için izleyenler var. Evinin dekorunu diziye göre dizayn edenler var. Hatta o hafta dizinin oyuncusu hangi çantayı kullanmış, ertesi gün o çantayı alan bir kadın izleyici kitlesi var” dediğinde çok şaşırmıştım. Demek iliklerine kadar işlemiş dizi.
İkinci şikâyet edilen dizi, Türk Malı (Show TV)… Daha üçüncü haftasında raiting tavan yaptı. Türkçeyi kötü kullanan ve kavramları ters yüz eden bir yapım. Bunu bilerek yapıyorlar, çünkü oradan espri üretiyorlar.
Üçüncü şikâyet konusu olan dizi ise Arka Sıradakiler (Fox TV). Lisede bir grup gencin başından geçenler konu ediliyor. Sözde gençlik dizisi, ama birçok film konularından aşırarak diziye yükleme yapmışlar. Dizinin aslında okulla ilgisi yok. 30 yaşındaki aktörleri lise talebesi diye yutturuyorlar. Lise gençliği arasında “arkadaşlığı” o kadar sıradan gösteriyorlar ki, bu görüntü ister istemez gençlerimizi etkiliyor. Ders konusunda her “nane” işleniyor anlayacağınız.
Dördüncü sırada ise Çok Güzel Hareketler Bunlar (Kanal D) yer alıyor. Bu yapımda BKM mutfağında yetişen gençler, belden aşağı espri üretiyorlar. Zaman zaman projenin mimarı Yılmaz Erdoğan sahnedeki gençlere hem RTÜK’ü hatırlatıyor, hem de aile kavramını… Ama çaktırmadan göz yumuyor gibi geliyor. Danışıklı dövüş yani. “Hıyarlı baba” tiplemesi televizyona getirilmeyecek kadar müstehcen ve müptezel. Hem aile kavramı hem de dinî semboller ancak mizah yoluyla aşınabilirdi… Ki bunu Çok Güzel Hareketler Bunlar başarıyla uyguluyor!
Bizde böyle. Türk usulü… Şikâyet ettiğimiz yapımları bol bol izleriz. Sonra oturup dövünürüz… “Hey on beşli” türküsüyle göbek atmak gibi bir şey bu. |