::MORAL DÜNYASI::
 

Ana Sayfa    Yazarlar    Arşiv    Hakkımızda    Abone Servisi    İletişim

MORAL FM CANLI YAYIN
 
 

 
Berrin Göncü Işıkoğlu | Sayı: 77 |  01.08.2010
Kendinizin Koçu Olmaya Var Mısınız?

Kendinizin koçu olmaya var mısınız?

 

Modern hayat, size hayat kalitenizi yükseltmek için mutlaka bir koçunuzun olmasını tavsiye eder. Öğrenci koçu, eğitim koçu, aile koçu, yaşam koçu, kariyer koçu, ebeveyn koçu, satış koçu, sağlık koçu, spor koçu, yönetici koçu… Acaba hayat kalitemizi yükseltmek için mutlaka bir “koç”a ihtiyacımız mı var, yoksa kendi kendimizin koçu olabilir miyiz?

 

Öğrenci koçu, eğitim koçu, aile koçu, yaşam koçu, kariyer koçu, ebeveyn koçu, satış koçu, sağlık koçu, spor koçu, yönetici koçu… Haydi, “yaşam kalitenizi” yükseltmek için size de bir koç bulalım mı? Yoksa bir ömür kendinizin koçu olmayı mı tercih edersiniz?

İş yaşamımızda, aile yaşamımızda ve manevi yaşantımızda nasıl kendimizin koçu olabiliriz? Bu koçluğun anahtarı NLP ve kişisel gelişim eğitmenlerinde mi? Yoksa başka bir yerde mi?

Yıllar önce onu tanıdığımda pırıl pırıl bir kızdı Sema. Çocukluğundan itibaren düzenli, planlı, sorumluluk sahibi, derslerinde başarılı örnek bir gençti. Aradan yıllar geçmişti onu görmeyeli. Üniversite sınavlarına hazırlanıyordu. Ancak tanıyamadım ilk gördüğümde onu. Savruk, hippi görünümlü bir kişi vardı karşımda. Konuşmaya başladıkça sadece kıyafetlerindeki değil, düşüncelerindeki savrukluk da dikkatimi cezp etmişti. Öyle şaşkındım ki hiçbir şey demeden dinliyordum. İdealleri için düzenli çalışan, etrafında üçüncü göz olarak gördüğü sağduyulu insanlardan fikir alan ve zaman zaman geribildirimler isteyen, o pırıl pırıl yürekli gencin yerinde yeller esiyordu… 

Geçmiş zaman olur ki, diye bir iç geçirdim kendi kendime. Ne de çok güveniyordu kendine. Düşüncelerine âşık bir sevdalı gibiydi. İsterse beyin gücüyle her şeyi başarabileceğine inanıyordu. Herhalde bu yüzden artık eskisi gibi çalışmıyordu. Plandan programdan eser kalmamıştı. Adeta ayağı yerden kesilmiş bulutların üzerinde dolaşıyordu. Zaten söylenenleri de pek dinler gibi görünmüyordu. “Ben bunların âlâsını biliyorum” havasındaydı.

Babasının isteğiyle ortaokulun son yılında NLP eğitimlerine ve bir yaşam koçuna gitmeye başlamıştı. “Zaten ne olduysa ondan sonra oldu” diyordu babası başını öne eğerken… Devam ediyordu ardından: “Sema çok kaygılıydı. Hatta çok başarılı olduğu halde tırnaklarını yiyor, bazen gizli gizli saçlarını yoluyordu. Evladım iç sıkıntılarından kurtulur, üniversite sınavında daha başarılı olur düşüncesiyle ciddi paralar ödeyerek gönderdim bu eğitim ve kurslara.”

Nihayet, üniversite sonuçları açıklanmıştı. Hiçbir tercihine yerleşememişti Sema… İşte hayal bulutunun yani şişmiş özgüven bulutunun patladığı o gün ayıldı Sema… Ayılmasına ayılmasına amma, dereye su gelene kadar kurbağanın da bir gözü patladı. İnandığı, peşinden gittiği şeylerin boşluğunu acı bir tecrübeyle anladı. Önünde karabasan gibi bir yıl daha hazırlık süreci vardı. Bu süreçte üç yıllık eksiklerini ancak kapatabildi. Sonunda, tam olarak istediği yer olmasa da bir bölüme yerleşebildi.

Geçenlerde yine bir yerlerde karşılaştım Sema’yla. Yine pırıl pırıldı, eskisi gibi. Üniversiteyi üstün bir başarıyla tamamlamak üzereydi. Tırnak yeme ve saç yolmanın altında yatan kaygı bozukluğu sorunlarıyla ilgili olarak da kısa bir dönem psikoterapi yöntemiyle tedavi gördüğünü açıkladı. Elime bir kâğıt iliştirdi ayrılırken. “İnsanın değeri aradığı şeye göredir” alıntısıyla başlıyordu mektubu. “Beni taklitten tahkike yönelten, zihnimi, ruhumu ve kalbimi dünya formatından sıyıran, aczim ve fakrımla beslenen bir derdin sevdalısıyım artık…” diyerek üç noktayla sonlandırmıştı yazdıklarını. Artık bir koça da ihtiyacı yoktu. Sema, elindeki 3A anahtar setiyle ruhunu teslim edene dek kendinin nasıl koçu olabileceği sırrını çözmüştü.

“İnsanın değeri kalıbından mı yoksa vazifesinin kudsiyetinden midir?” diye düşünürken artık Sema’nın gerçekten iyi olduğuna kanaat getirmiştim…

 

Koçluğun 3A anahtar seti

Evet,aktif irade”, “aktif ümit” ve “aktif sebat”tan oluşan 3A anahtarları yaşamımızın her kesitinde iç huzuru ve iç uyumu sağlayan bir anahtar seti. Peki, nedir bunlar, tanıyalım mı?

 

Aktif irade yatırımdır        

İrade; istek, dilek, bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme olarak tanımlanıyor sözlüklerde. Yani denebilir ki irade bir şeyi dileme ve isteme aşamasıdır. Bir düşünelim. Neleri diler, neleri isteriz? Mesela “Zayıflamayı istiyorum, sigarayı bırakmak istiyorum, terbiyeli ve başarılı bir çocuğum olsun istiyorum, ailemde huzur istiyorum…” Liste böylece devam eder değil mi?

Aktif iradede istek hedefe dönüşür. Bıkma ve usanmak yoktur bu sözlükte. Tıpkı yarım kilo bal için 3,5 milyon çiçeği dolaşan arılar gibi… Adanmışlık vardır yani “Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni” örneğinde olduğu gibi. İşte burada aktif iradeyi sürece dâhil eden kritik soru şudur? “Eeee, istediğin şey için ne yapıyorsun? Nelerden feragat ederek, ne tür yatırımlar yapıyor ve canının çektiği neleri yapmıyorsun?”

Diyelim ki isteğimiz hedefe dönüştü. Kendimizi bu hedefe adadık. Yatırımlar yapmaya başladık. Bu hedef için yanıyoruz, bütün hücrelerimizle hissediyor, gözümüzü kapattığınız an bu hayali görüyoruz. Buraya kadar güzel… Güzel de “ne için yanıyoruz?” İşte bu sorunun cevabı bizi “niyeti amelden üstün tutan” aktif iradeye götürür. Çünkü aktif iradede halis bir niyet için yanmak esastır. Daha açık olmak gerekirse, bu hedefin neden gerçekleşmesini istiyoruz? Gerçekleşirse ne olacak?  Bize ve çevremize bir yararı olacak mı?

Bir gün Nasreddin Hoca’ya “Neden helva yapmıyorsun?” diye sorarlar. Der ki: “Bazen evde şeker oluyor yağ olmuyor, un oluyor şeker olmuyor.” “Ya hocam bütün malzemenin aynı anda evinde olduğu hiç olmuyor mu?” dendiğindeyse “Ama o zaman da ben olmuyorum” diye cevap verir Hoca.

Aslında Nasreddin Hoca yaşadığımız en önemli sorunlardan birini resmediyor bu nüktede. Orada olamamak ve hayatı ıskalamak… Malzemeler hazırken kim bilir zihnimiz nerelerde dolaşıyor? Belki dün eşinizin vurdumduymaz bir ifadeyle söyledikleri, ya da yarın toplantıda söylemeniz gerekenler vs.

İşte aktif irade hayatı ıskalamaz. Çünkü sabır stokunu idareli kullanır, israf etmez. “Geçmiş gitti, gelecek de, yarın da henüz gelmedi, ne olacağını bilemeyiz” der, âna odaklanır. Emin olunan tek şey şu andır yani şimdiki zamandır. Zaman zaman geçmişe bakar elbet. Geçmiş bir dikiz aynası gibidir çünkü. Ama takılıp kalmaz. Ne kadar yol kat edildiğiyle ilgili bilgiyi alır ve yoluna devam eder.

 

Aktif irade hayır diyebilme becerisidir

Bir zamanlar fare ve kurbağa arkadaş olur. Gün bitiminde buluşup sohbet ederler. Bu beraberlikten de çok haz duyarlar. Bir gün fare kurbağaya, “Ben seni görmek için gün sonunu beklemeye tahammül edemiyorum. Sıkıntım oluyor, yanımda yoksun. Canımız her istediğinde birbirimizi görebilmemiz lazım. İstersen senin bacağınla benim kuyruğumu uzunca bir iple bağlayalım. Canı görüşmek isteyen ipi çeksin” der. Günlerce bu şekilde buluşurlar. Bir gün köylüler havada bir kartalın yakaladığı bir fare ve kurbağayı görürler. “Kartal bir kurbağayı nasıl yakalamış acaba?” diye hayretler içinde kalırlar. Kurbağa bir şeylerin ters gittiğini anlar anlamasına ama anladığında canından da olur.

İşte zamanında denmeyen hayır, “Zeval-i lezzet dahi elemdir” noktasına kişiyi taşımakta… Aktif irade “off” durumdayken zamanında ve yerinde hayır denememekte yani kırmızı ışık zamanında yakılamamakta ve akabinde geçici körlük yaşanmakta. O zaman da öneme yatırım yapan kişilerle değere yatırım yapanlar ayırt edilemediği için iletişim ağında sorunlar yaşanmakta…

Hayır diyebilme becerisini kazanmanın ön şartı kömürken elmas olma yolunda oluşan gerginlik ve iç baskıyı göze alabilmektir. Ama zordur geçici ısısına kanıp kömür olmaktansa; bekleyip “Büyük mutluluklar için küçük mutluluklar feda edilmez” diyerek elmas olmayı seçmek…

Esasında kömür de elmas da saf karbondan oluşmakta. Saf karbondan elmasa giden yolda iki aşama var. Birincisi kömürken milyon yıl yeraltında kalıp karbon atomlarının zamanla altıgen prizmaya dönüşüp grafit olması. İkincisi de yine uzun yıllar yüksek sıcaklık ve basınç altında kalıp dört yüzlü şekil olan elmasa dönüşmesi.

 

Aktif sebat bambudur

Gelelim ikinci anahtara… Aktif sebatı anlatan en güzel örneklerden biridir bambu ağacı. Beş yıl boyunca düzenli olarak bakıldığı halde hiçbir gelişme göstermez, ancak beşinci yılın sonunda birden filizlenip kocaman bir ağaç olur bambu. İşte aktif sebat, sonuç alınamıyor gibi görülse de, elde edilmesi arzulanan şey için mücadeleyi terk etmeden sonuna dek çalışmaktır.

İnsandaki cevher zorluklara katlanma ve mücadeleyle gelişir. Mevlana’nın ifadesiyle “Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olmaz. Yüzük olmayı dileyen taş yontulmayı da göze alır.” Kişi, “Neden ben yontuluyorum” demek yerine, bu zorlukların onu âli hedeflerine götüreceğinin farkına varır. İşte aktif sebat yontulmayı göze alan mücadeledeki ihlasın adıdır.

“Kaliteyi belirleyen şey sonuçtur” inancının tersine, sürece odaklanmaktır aktif sebat… “Her yolu denedim, sonuç alamıyorum” demek yerine süreçte üzerimize düşeni layıkıyla yapmaya gayret etmek, sırat-ı müstakim yolunda direnmeye ve yürümeye devam etmektir “Süreç Kulluğu”. Süreç kulluğuna odaklanan kişi zorluklar ve engeller karşısında pes etmez. Çünkü bilir ki, süreç kulluğunda zahmetsiz rahmet olmaz ve engeller, sıradan insanlara “sıra dışı olsunlar” diye sunulan rahmet fırsatlarıdır.

 

Aktif ümit sebepler kapısını çalmaktır

Son anahtarımızsa aktif ümit… Aktif ümit, “Ümidim var” deyip yatmak değildir. Temenni tembelliğe, aktif ümit ise çalışmaya sevk eder. İyi tohumu ekmeden, gübreleme, ilaçlama ve sulama yapmadan toprağı yabani otlardan temizlemeden çok mahsul almak için beklemek temennidir. Oysa aktif ümitle bekleyen kişi sürekli sebeplerin kapısını çalar. Ümitleri suya düştüğünde bile üzülmez. Çünkü ümitlerinde cankurtaran yeleği vardır.

Her ne olursa olsun, her şart ve her durumda yeni seçenekler üretmeye devam etmektir aktif ümit. Örneğin Medresetü’z-Zehra projesini gerçekleştiremeyip bu tahsil yuvasını açamayınca, telif ettiği eserleriyle Anadolu’daki her evi bir Medresetü’z-Zehra’ya dönüştürmek aktif ümittir.

Hz. İbrahim’i ateşe attıklarında ağzına aldığı suyla ateşe ilerleyen karıncanın verdiği cevap aktif ümittir: “Benim görevim ateşe su taşımak. Götürebildiğim kadarınca götürürüm. Ateşi söndürüp söndürmemek benim vazifem değil. Gerisine karışmam.”

3A anahtar setiyle zorlukların fırtınalı yağmurunda, manevi istidat çiçeklerinizin sümbülleşip aklınızı ve kalbinizi güzelleştirmesi dileğiyle…

 

Bu makale 60 defa okundu.

 
 
 

 BÖLÜM ARŞİVİ

 » Kendinizin Koçu Olmaya Var Mısınız? 
 » Geçimsiz İnsanlar... 
 » Stresiniz Atmacanız Olsun 
 » Yalancının Mumu Nasıl Söndürülür? 
 » Korku ve Kötü Alışkanlıklarınızdan... 
 » Hafızamızı En Aktif Nasıl Kullanabiliriz? 
 » Sabır Taşını Çatlatmamanın Yolları 
 » Dünyanın En Mutlu İnsanları 
 » İçimizdeki Firavun 
 » Narsizm 
 » Başarmak İçin... 
 » Neyin Bağımlısı Olduğunuzu Hiç Düşündünüz Mü? 
 » Nereye Gittiğinizi Biliyorsanız Dünya Kenara Çekilir 
 » "Hayır" Diyememe Hastalığı 
 » Yemek Savaşları 
 » Dua Manevi Bir İletişim Aracıdır 
 » Ruhsal Zekâ 
 » Çocuğunuzdaki Tik'in Sebebi Siz Olabilirsiniz! 
 » Bilinçaltı 
 » Bir duygu patlaması: Panik atak 
 » Zeka doğuştan mı kazanılır yoksa zamanla geliştirilir mi? 
 » Ey modern dünyanın hızlı insanı yavaşla 
 » Yediklerimiz Psikolojimizi Etkiliyor 
 » Şiddet Sevgiyle Çözülür 
ARŞİV:

ABONE SERVİSİ

Telefon
0212 652 76 66
Faks
0212 652 76 69
E-mail
abone@moraldergisi.com

SON DAKİKA

 

 

Moral Dünyası Dergisi
Sanayi Caddesi Bilge Sokak No:2 Yenibosna - Bahçelievler/İstanbul
e-mail: moral@moraldergisi.com - Tel: 02126527666 - Fax: 02126527669
design by Nesil İnternet