Huzur ve Mutluluğa Ulaşmanın Sihirli Formülü
Huzur ve mutluluğa ulaşmanın sihirli formülü: Sadelik
“Sadelik” dünya üzerinde, fakir ve geri kalmış ülke ve bölgelerde ortaya çıkan bir arayış ve kurtuluş yolu değil. Tam tersine, gelir ve refah seviyesi en yüksek olan ABD ve Kanada’dan İngiltere, Almanya ve İsviçre’ye, hatta Japonya’ya kadar pek çok ülkede gerçek huzur ve mutluluğa ulaşmanın sihirli formülü olarak görülmekte.
“Sadelik” kelimesi zihninizde neler çağrıştırıyor?
Dünyadan elini-eteğini çekmek mi?
Fakirlikten kaynaklanan mecburi bir durum mu?
Teknolojiye ve hayatımızın içinde yer tutmuş imkânları, alet ve edevatı elimizin tersiyle itmek mi?
Sorularımızı bir başka mecraya çekelim:
Sadelik bir arayış olabilir mi?
Eğer olur diyorsanız, dünyanın neresinde, hangi özelliklere sahip bir millet veya topluluk arasında ortaya çıkabilir?
Şimdi sıra en son ve en kritik soruda:
Sadelik kimler tarafından nasıl bir kurtuluş reçetesi olarak görülebilir?
Bu sorulara dilerseniz zihninizden cevap verin, dilerseniz elinize kâğıt-kalem alıp kısa kısa cevaplar yazın.
İsterseniz size yardımcı olma ve işinizi kolaylaştırma adına küçük bir ipucu verelim.
“Sadelik” dünya üzerinde, fakir ve geri kalmış ülke ve bölgelerde ortaya çıkan bir arayış ve kurtuluş yolu değil. Tam tersine, gelir ve refah seviyesi en yüksek olan ABD ve Kanada’dan İngiltere, Almanya ve İsviçre’ye, hatta Japonya’ya kadar pek çok ülkede gerçek huzur ve mutluluğa ulaşmanın sihirli formülü olarak görülmekte.
Peki ama neden bu ülkelerde?
Çünkü bu ülkeler, refah ve zenginlikle birlikte tüketimin ve israfın tavan yaptığı ülkeler. İnsanları mutluluğa götürecek en önemli metaın para, çok para, daha çok para olduğu anlayışının bir hayat felsefesi olarak görüldüğü veya gösterildiği ülkeler. Para için bencilce ve bir noktadan sonra vahşice mücadele verildiği devasa arenaların kurulduğu ülkeler.
Yaşamayan elbette bilmez, bilemez.
Ancak bu girdaptan kurtulmak isteyen, bunun için canhıraşane mücadeleler vermeyi göze alabilen yüz binler, hatta milyonlar var.
Bu insanlar tek başlarına tüketim bağımlığından kurtulma çabasındalar. Aynı çabayı gösterenler, bir kişi daha bulunca can simidi gibi birbirlerine sarılıyor, derhal güçlü bir dayanışma içine girebiliyor. Tıpkı çölün ortasında kalıp ellerinde kalan son lokmayı, son yudumu paylaşıyorcasına…
Minik sadecik adacıkları
Okyanusun ortasında minik bir ada üzerinde kalan bir grup insanı düşünün. En yakın kara parçası binlerce kilometre uzakta olan bir ada…
Bu ada üzerindekiler, sayıca çok az olsalar da öylesine bir dayanışma içine giriyorlar ki, sahip oldukları her şeylerini ortaya koyuyorlar. Sonunda kendilerini okyanusun azgın dalgaları üzerinde tutabilecek bir sal veya küçük çaplı bir gemi yapıyorlar. Varacakları menzile kadar kopmamacasına kenetleniyorlar. Ve sonunda başarıyorlar.
Başarmasalar da önemli değil.
En azından o yönde bir duruş ve kararlılık sergiliyorlar.
İşte böyle bir tablo sergiliyor “sadelik” sevdalıları dünyanın dört bir yanında.
2006 yılında yayınlanan ve başta ABD olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde büyük ilgi toplayan “Yavaş Güzeldir” (Slow is Beautiful) kitabının yazarı Cecile Andrews’ın bir diğer kitabı Batı dünyasındaki sadelik arayışlarına önemli bir ivme kazandırdı. Çünkü Andrews 1997 yılında çıkan bu kitabında sadeliği küçük halkalar şeklinde pratiğe dönüştürmenin yol ve yordamını gösteriyordu.
Bu yüzden “The Circle of Simplicity” (Sadelik Çemberi) isimli kitap, dünyanın hemen her yerinde “Gönüllü Sadelik” gruplarının bir tür başucu kitabı haline geliverdi.
Sadelik Çemberi kitabının en önemli özelliği, hayatını sadeleştirmeye çalışan ve bu yönde arayış içinde olan kişilere teoriden uzak, tamamen pratiğe yönelik bir sistem sunması. Üstelik uygulanması alabildiğine kolay bir sistem ortaya koyuyor.
Çemberin sırrı
Sadelik çemberlerinin öne çıkan özelliği, katılımcılarının sayısal olarak mümkün olduğunca az olması. Hedeflenen neticeye ulaşılmasında sayısal azlık büyük önem taşıyor. Aranan bir diğer temel özellik ise, katılımcıların bu aktiviteyi uzun vadeli düşünmeleri.
Küçük sadelik çemberleri, katılımcılarına kendi aralarındaki arkadaşlık ve dayanışma bağlarının güçlenmesine de vesile oluyor.
Sadeliği bilinçli yaşam biçimi olarak kabul eden bu insanlar, sadelik çemberlerini bu bilinçlenmeye götürecek önemli bir vasıta olarak görüyorlar.
Sadelik çemberleri aynı zamanda sohbet, bilinçlenme, dayanışma ve aktivite grubu olma özelliğine de sahip. Katılımcıların yaşam tarzlarını değiştirmeye imkân sağlıyor. İnsanlar yaşama bakışlarında yeni tarzlar geliştiriyorlar. Örneğin tüketimlerini azaltıp, hem maddi hem manevi yönlerden daha az yoruluyor, daha az yıpranıyorlar. Daha çok görüşüp, bir araya geliyorlar. Hem kendi aralarında, hem çevreyle daha ahenkli, daha uyumlu ve daha ilgili olmayı öğreniyorlar.
Sadelik çemberlerine üye olanlar, kısa periyotlarda bir araya geliyorlar. Geçen süre zarfında yaşadıkları, uyguladıkları ve tasarladıkları yöntem ve eylemlerle ilgili bilgi alışverişinde bulunuyorlar. Bu paylaşım ve ortak hareket etmeye yönelik birliktelikler sadece tüketim ve alışveriş eksenli olmuyor. Aile içi ve dışındaki yakın çevreyle olan diyaloglar, doğal çevreyi en iyi ve güzel şekilde değerlendirebilme, zamanı en güzel ve verimli şekilde kullanabilme, kısacası sahip olunan her türlü imkân ve potansiyeli en verimli ve faydalı şekilde kullanabilme gibi konular sadelik çemberlerinin ana temasını oluşturuyor.
Hepsinden de önemlisi, çember üyeleri, “sözde değil özde sadelik” prensibini tavizsiz bir şekilde uygulama çabasını gösteriyorlar. Zaten küçük gruplar halinde varlığını sürdüren bu çemberlerin etkinliğini ve başarısını artıran ana unsur işte bu kararlılık ve duruş olsa gerek. Kararlılık ve devamlılık, çember mensuplarının birbirlerini teşvik ve cesaretlendirirken, yeni uygulamalar ve yöntemler üzerinde fikir yormayı da netice veriyor. İnsanlar, bu çemberlerin kendilerine daha az tüketmeyi, onları bunaltan meşguliyetleri terk edebilmeyi, hayat temposunu yavaşlatmayı ve hayatı sevmeyi öğrettiğini söylüyorlar. Bu çemberdekiler yalnızca aşırı tüketimi değil, zamanla aşırı tüketim isteğini de terk ediyor.
Çemberin aile boyutu
Aile toplumun nasıl çekirdeği ise, sadelik arayışlarının da odak noktasında yer alıyor. Tüketime yönelten dış saldırılara karşı belki en önemli sığınaklardan birisidir aile. Gösteriş tüketimi ve israfa karşı bilinçlenmenin bir tür karargâhı olabilir bu kutsal kurum. Veya tam tersi… Özellikle televizyon, gazete-dergiler ve en önemlisi sanal dünya aileyi tüketim bombardımanına tabi tutabilir. Böyle bir ailenin bireylerinin ise görünürde özgür, ama iç dünyasında köleliğin ve esaretin her türlüsüne evet diyebilecek birer tüketim ve israf neferlerine dönüşmesi an meselesidir.
O halde önce aileden başlamalı.
Anneler ve babalar, çocuklarıyla bir araya gelip, küçük sadelik çemberleri oluşturmalı.
|